VUSLAT ZAMANI

EMRİN ALMIŞIM İMANDAN, SENSİN BANA TEK KUMANDAN, SIGINDIĞIM HER LİMANDAN, TEKRAR SANA ÇARK EYLEDİM...

HZ. ÖMER (R.A.)

11/5/2009

 

Dört Halife Dönemi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatının ardından İslamiyet'in yaygınlaşmasına vesile olmuş kutlu bir dönemdir. Sırasıyla Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali'nin (ra) halifelik yaptığı dönem boyunca huzur ve refah içinde yaşayan Müslümanların yanı sıra, ondan sonra yaşayanlar da onların üstün ahlakını ve yönetim anlayışını örnek almışlardır. Hz. Ebu Bekir'in (ra) ardından ittifakla halife seçilen Hz. Ömer (ra), Kuran ahlakının tüm özelliklerinin yanı sıra, yüksek adalet anlayışı ile de kendinden sonrakilere örnek olmuş üstün İslam halifelerinden biridir.

İslam tarihinin en adaletli ve huzurlu dönemlerinden biri, Hz. Ömer’in (ra) halifeliği sırasında yaşanmıştır. Hz. Ömer (ra), Müslüman olmadan önce Kureyş kabilesi içinde, Kureyş'in siyasi işleriyle ilgilenmekte ve diğer kabilelerle olan mevcut anlaşmazlıkları çözmekteydi. Hz. Ömer (ra) 33 yaşında İslamiyet’i kabul etmiş ve bunda kendisinin de şahit olduğu, Müslümanların gördükleri tüm kötü muamelelere ve baskılara rağmen gösterdikleri üstün ahlak ve imani kararlılık etkili olmuştur.

Halifeliği döneminde Hz. Ömer (ra), Mekke'den Medine'ye yapılan "Hicret"i bir dönüm noktası olarak takvim başlangıcı yapmıştır. Hicri takvimin kullanılması, devlet idaresinin düzenlenip kurumsallaşması, adli teşkilatın kurulması ve İslam ülkelerinin arasına yenilerinin katılması gibi konulara öncülük ederek İslamiyet'in yayılmasına ve gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Hz. Ömer'in Halife Seçilmesi

Hz. Ebu Bekir (ra) hastalandığında kendisinin isteği üzerine yapılan istişareler sonucu halife olarak belirlenen Hz. Ömer (ra), Allah'a ve Peygamber Efendimiz (sav)'e olan bağlılığı ile sahabeler arasında da sevilen bir kişiydi. Hz. Ebu Bekir (ra) ile Hz. Osman (ra), Hz. Ebu Bekir'in (ra) ardından kimin halife olacağı konusunda istişare ederlerken Hz. Osman'ın (ra) Hz. Ömer'i (ra) överek "Onun içi dışından daha hayırlıdır. Onun benzeri aramızda yoktur" (Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cilt: 2 s: 63.) demesi ve Hz. Ömer'i (ra) hilafet makamı için ehil görmesi, onun imanı, güzel ahlakı ve lider kişiliği ile sevildiğinin ve takdir edildiğinin güzel bir örneğidir.

Yapılan istişareler sonucunda Hz. Ömer'in (ra) halifeliğinin genel anlamda kabul edileceği konusunda karara varan Hz. Ebu Bekir, yanında bulunanlara, "Size bir kişiyi halife olarak teklif ediyorum ki, o benim akrabam değildir. Ömer b. Hattab'ı halife kabul ediyor musunuz? Bence hilâfete en yakın olan odur." diyerek diğer sahabelerin de onayını almış ve Hz. Ömer'i halife ilan etmiştir.

Güçlü Şahsiyeti

634-644 yılları arasında 10 yıl boyunca halifelik görevinde bulunan Hz. Ömer, Müslüman olduğu andan itibaren Peygamber Efendimiz (sav)'in yanında yer aldı ve güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam ahlakının önde gelen savunucularından oldu. Abdullah İbn Mesud bu durumu, "Ömer'in Müslüman oluşu bir fetihti." (Üsdül-Gabe, IV, s. 151) şeklinde ifade etmiştir.

Hz. Ömer (ra) de Hz. Ebu Bekir (ra) gibi, Peygamberimiz (sav)'in tüm fetihlerine eksiksiz katıldı. Hz. Ebu Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra), Peygamber Efendimiz (sav)'in istişare ettiği iki önemli istişare ehliydi. Hz. Ömer (ra), Peygamberimiz (sav)'in vefatının ardından güçlü şahsiyetini Hz. Ebu Bekir'in (ra) halife olarak kabul edilmesi esnasında da gösterdi. Bu konudaki tartışmaların ve fikir ayrılıklarının önünü almak için Hz. Ebu Bekir'e (ra) ilk biat eden kişi oldu. Ayrıca Hz. Ömer (ra), Hz. Ebu Bekir'in (ra) halifeliği boyunca her konuda kendisinin en güvendiği kişilerden biri olarak yanında yer aldı.

Hz. Ömer (ra), sahip olduğu tüm imkanları İslamiyet'in yayılması için harcadı ve adaletli yönetimiyle kendisinden sonra gelen yöneticilere güzel bir örnek oldu. İkinci İslam halifesi olan Hz. Ömer (ra), Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanındı.

Adalet Konusundaki Hassasiyeti

Hz. Ömer (ra), adaleti uygularken Kuran ahlakının gereği olarak, herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Her zaman Müslümanlara karşı büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu bilirim" sözü meşhurdur.

Adalet konusundaki bu hassasiyeti nedeniyle, herkese adaletli ve eşitlikle davranılmasını yazılı olarak yöneticilere duyurmuştur. Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer'in (ra) dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:

"Davalara bakarken telâşa, çığırtkanlığa ve tarafların haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükûnet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlâhi adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise Allah, onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder, ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda hâkimin görevi Allah'ın rızk ve rahmet hazinelerinin kulları arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.” (Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cilt: 2 s: 109)

Hz. Ömer'in (ra) özellikle hassasiyet gösterdiği konulardan biri de “...Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır..." (Hucurat Suresi, 13) ayetinin gereği olarak halk arasından biri ile yetki sahibi bir valinin eşit olduğunun anlaşılmasını sağlamaktı. Hz. Ömer'in (ra) nezdinde bir vali, toplumun herhangi bir ferdi gibiydi. Bu nedenle de adaleti uygularken herhangi bir kişi ile bir valiyi ayırt etmezdi.

Hz. Ömer’in (ra) Filistin’e Getirdiği Barış ve Adalet

Hz. Ömer (ra) zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde, tek bir ibadet yerine bile, herhangi bir saldırıda bulunulmamıştır. Ebu Yusuf bu gerçeği şöyle aktarmıştır:

"Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi, ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı." (Ebu Yusuf, Kitab-ül Haraç; İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A'la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 74)

Filistin tarihindeki en büyük dönüm noktası, 637 yılında bölgenin Hz. Ömer (ra) yönetimindeki İslam orduları tarafından fethedilmesidir. Hz. Ömer'in (ra) Kudüs'e girişi, ardından buradaki farklı inançlara karşı gösterdiği olağanüstü hoşgörü, olgunluk ve nezaket, başlayan güzel dönemin habercisiydi. İngiliz tarihçi ve Ortadoğu uzmanı Karen Armstrong, Holy War (Kutsal Savaş) adlı kitabında, Hz. Ömer'in (ra) Kudüs fethini şöyle anlatır:

"Halife Ömer Kudüs'e beyaz bir devenin üzerinde girdi, yanında ise kentin Yunan yöneticisi Başrahip Sophronius vardı. Halife kendisinin öncelikle Tapınak Tepesine (yıkık olan Hz. Süleyman mabedinin yerine) götürülmesini rica etti ve dostu Hz. Muhammed'in Gece Yolculuğu'nu (Mirac) yaptığı bu noktada eğildi ve dua etti. Başrahip bu sahneyi dehşet içinde izliyordu... "Son Günler"in artık yaklaştığını sanmıştı. Daha sonra Halife Ömer Hristiyan tapınaklarını görmek istedi ve tam Kutsal Mezar (Holy Sepulchre) Kilisesi'ne gittiğinde, namaz vakti geldi. Başrahip kendisini kibarca namazını bu kilisede kılmaya davet etti, ama Halife Ömer bu teklifi kibarca reddetti. Eğer bu kilisede namaz kılarsa, sonra bazı Müslümanların bu olayı anıtlaştırmak amacıyla buraya bir cami inşa etmek isteyebileceklerini, bunun ise Kutsal Mezar Kilisesi'nin yıkılması anl----- geleceğini izah etti. Bu nedenle Halife kiliseden çıkıp biraz daha ilerdeki bir noktada namazını kıldı; nitekim bugün tam bu noktada, Kutsal Mezar Kilisesi'nin tam karşısında Halife Ömer'in adına inşa edilmiş küçük bir cami bulunmaktadır.

Halife Ömer'in diğer büyük camii ise, tam Tapınak Tepesi'nde yapıldı. Yıllardır Hristiyanlar, yıkık Yahudi Tapınağının yer aldığı bu alanı, şehrin çöp yığınağı olarak kullanıyorlardı. Halife, Müslümanların bu çöpleri temizlemelerine kendi elleriyle yardım etti ve burada Müslümanlar iki mabed inşa ederek İslam'ı, İslam'ın dünyadaki üçüncü kutsal şehrine yerleştirmiş oldular." (Karen Armstrong, Holy War, MacMillan, London, 1988, s. 30-31)

Kısacası Hz. Ömer'in fethinden sonra Kudüs'e ve tüm Filistin'e "medeniyet" geldi. Birbirlerinin kutsal değerlerine saygı göstermeyen, birbirlerini sırf farklı inançlara sahip oldukları için katliam uygulayan vahşi ve barbar inançların yerine, İslam'ın adil, hoşgörülü ve itidalli kültürü hakim oldu. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler asırlar boyu barış ve huzur içinde yaşadılar. Müslümanlar hiç kimseyi Müslüman olmaya zorlamadılar, ancak İslam'ın Hak din olduğunu gören bazı gayrimüslimler kendi rızalarıyla İslam'ı seçtiler.